Advert

Bu içerik 37 kez okundu.

Sevgili Okuyucularım;

  TERÖR kırmızı çizgilerle kan ve şiddet anlamını taşımaktadır.  Terörle mücadelenin salt bir Silahlı mücadeleden ibaret olmadığı çıplak bir şekilde bilinmektedir.
   Temelinde terörün silahlı kanadının yanı sıra, örgütsel oluşumundaki yan ve etkin legal görünümlü kuruluşların oluşumu ile sosyal, söylem alanı ve eleman kazanma süreçleri ile de mücadele edilmesi gerektiği kaçınılmaz olgudur.
  Terörizm" sadece bir bakış açısı değil, bir suçtur. Terörizmin oluşumunda veya yaşamsal gelişimi sürecinde bir ülkede yasal yan kuruluşlara, siyasi parti ve derneklere üye olan hiç kimseyi terörist yapmaz; Evet, Terörist yapmaz fakat kanla beslenen Terör örgütlerine can suyu taşıyan bazı kuruluşları da mahzun ilan edemez.
   Bu tür yan kuruluşlara üye ya da, bir başka aynı amaç doğrultusunda çalışan siyasi kuruluşa üye olmak, insanlık yaşamından bir köprüyü havaya uçurmak gibidir,  Mahsun topluluğa, patlayacağını bilerek mayın Molotof, veya el bombası göndermek; O kişiyi ya da kişileri  terörist yapar.
      Diğer örneklerden bakacak olursak, ülke ekonomisinde yer yapan şirkete başkanlık eden bir adamın terör destekleyici, hem bir kuruluşun üyesi, hem de bir bağışçısı olduğunu varsayalım.
   Devlet, Terör'e verdiği destekle ilgili o şahsın destekçisi değil, önleyicisi olmalıdır.
  Terörle mücadelenin salt bir silahlı mücadeleden ibaret olmadığı, Nesnellik temelinde terörün silahlı kanadının yanı sıra ekonomik destek, sosyal söylem alanı ve eleman kazanma süreçleri ile de mücadele edilmesi gerektiği düşüncesiyle, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur.

   Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'un, bir zaman önce Gaziantep'te düzenlenen "Atatürk ve Cumhuriyet" konulu söyleşisindeki,
"Sorun sadece askeri yöntemlerle halledilmek istendi. Gelinen aşamada bunun PKK'yı güçlendirdiği ortaya çıktı.
    Türkiye'nin PKK ile on yılları bulan çatışması, her iki tarafa da hiçbir şey sağlanamamıştır.
    Türkiye askeri operasyonlarla PKK' yı tasfiye edemediği gibi taleplerini de engellemeyi başaramamıştır.
    PKK' da taleplerini savaş yolu ile gerçekleştirememiştir.”
   Terörizmle, Türkiye'nin çıkarlarını vurması için, Emperyalist güçler PKK’yı kullanmak istediklerinden çatışmaların çözülmesini istemiyorlar.
    PKK, böylece Türkiye'nin komşularındaki sorunlarından yararlanıyor.
Ayrıca Irak ve Suriye Kürtleri, muhtemel  bir İsrail- Filistin Barış Anlaşması'nın önemli bir unsurudur.
   Irak ve İran'dan öte ABD, İsrail ile bu blokta yer alan Arap Ülkeleri ve Batılı ülkelerle gizli ilişkiler sürdürüyor.

  Öyle ki, mevcut siyasi, sosyal ve bölgesel koşullar PKK varlığının  garantisi olmuştur.
Aslında savaşın acı gerçeği her yerde olduğu gibi Ortadoğu'da da kendini tekrarlıyor.

     Bölgemizde Terör, batının ve ABD destekli  Türkiye’yi çökertmeye çalışanlarında  Türkiye de amaçlarına ulaşamamışlar ve bu kendi kurdukları terör örgütlerini şimdi sınır dışımızda devlet haline getirme gayretlerine saptanarak, Bölgesel çalışmalarında on binlerce TIR savaş malzemesini Türkiye'ye karşı kullanmak amaçlı Terör örgütü PKK/PYD’ye vererek, bu örgütleri savaş stratejileriyle askerleri olarak eğitmektedirler.

 Tedbir önlemi kapsamında, TSK birliklerini sürekli olarak sınır boyunca güvenli hatta tutabilmek için üsler kurulmuştur.
  Birlikler modern teknoloji ve silahlarla  korunuyor.
  Türk Dronları ve savaş uçakları bölgeyi izliyor ve şüpheli bölgeleri bombalıyor.
Şimdi Türkiye'nin asıl amacı PKK savaşçılarını sınırlarının dışına çıkarmak ve bu alanlar üzerinde tam kontrol sahibi olmaktır.  
   PKK/PYD Türk Ordusu'ndan korunmak için Irak'ın kuzeydoğusunda dağlık ve engebeli Heftanin, Matin, Zap, Avashin, Basya ve Hakurk'ta konumlanmaktadır.
   PKK bu alanları savaşçılarını eğitmek ve onları Türkiye'ye karşı savaşa hazırlamak için kamp olarak kullanıyor.
   Ayrıca merkezi olarak terör hareketlerini bu alandan yönetiyor.
   Heftanin, Avashin ve Hakurk PKK'nın İran'ın, Suriye'nin ve Irak'ın Kürdistan Bölgesi'nin Kürt kesimleriyle iletişim kurmak için kullandığı alanlar olduğu bilinmektedir.
   Bu alanların "Medya Koruma Bölgesi" olarak bilinen ve PKK'nın omurgasını oluşturuyor.
   Türkiye eğer, Heftanin ve Sinat'ı Hakurt'ta olduğu gibi kontrol edebilirse, PKK teröristlerinin hareketlerini sınırlayacağı öngörülmektedir.
   Bu noktadan itibaren  Türkiye; Matin, Zap ve Avashin-Basyan bölgelerini de kontrol etmek için operasyonlar başlatabilir.
   Bu konum, Türkiye'nin ulusal güvenlik ve Pençe Operasyonlarıyla; Kuzey Irak'ta güvenli bir bölge kurma hakkını kazandırmaktadır.
   Türkiye bu bölgede Kerkük ve Musul'un da demografik yapısı bakımından, Türkmenler ve Iraklı Sünni Araplarla da ilgilenmektedir.
   Buna rağmen Türkiye, herhangi bir bölgesel veya uluslararası eleştiri ve dikta baskılara aldırış etmemektedir.
Aksine silahlı kuvvetlerini o bölgelere yerleştirmeye ulusal güvenliği açısından başlamıştır.
   Aslında Terörizm de Türkiye’nin terörist savaşının acı gerçeği her yerde olduğu gibi Ortadoğu'da da kendini tekrarlıyor.
  Trajedi ve korkunun ortasındaki insanlar bu gerçek üzerinden;
Suriye'de, Irak, Lübnan, Ürdün ve Türkiye'de kendilerine yeni bir hayat kurmanın peşinde koşuyor.
   Önce Irak'ın işgali ardından Suriye iç savaşından kaynaklanan nüfusun yer değiştirmesi!
   Terörle mücadele yöntemi olarak çatışma, savaş,  ya da demografik yapıyı değiştirmek gayreti hiç bir işe yaramayabilir.
    Şimdi Türkiye’de terörizmin temel kaynağı sayılan insan gücü oluşumunu “75’lik Geri Tepmez Topla” vurma işlemi Diyarbakır’da “Dağa kaçırılan çocukların, anneleri tarafından hedef alınmıştır.” Annelerin bu baş kaldırışları çok, çok, geçte olsa, yine de önemle anlam taşımaktadır. Aile sayısı gittikçe büyüyebilir.

   Ancak  bu coğrafyada terörizmin yok edilmesi; Atatürk'ün attığı muhteşem bir temelle dayanan Türkiye’mizde artık mutlaka farklı etnik ve dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatmak için zorunlu kılmaktadır. Türkiye Devleti olarak toplumu küresel siyasi ve ekonomik kriterler dengesinde tutacak bir doğrultuda yaşama itmelidir.
   Bölgesel olarak, Fırat'ın doğusunda olası bir karışıklıkta, Suriye'nin yerel idareler yasasını  Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) talepleri doğrultusunda güncelleyeceğini, Halk Koruma Birlikleri'nin (YPG) Suriye ordusuna katılacağını ve Savaşın yeniden başlayabileceği Strateji araştırmacıları ifadeleri ile işaret ediyorlar...    
  2019 Eylül ortasında Türkiye  Rusya ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yapacakları üçlü zirve için Ankara'da bir araya gelecekleri beklenilmektedir. 
   Suriye'de rejimin denetimi dışındaki en büyük alanı kapsayan İdlib vilayetinin Türkiye ile yaklaşık 100 kilometrelik sınırı bulunuyor.
     Ve İdlib'e fırtına yaklaşıyor!
   Rusya destekli  Suriye  Arap Ordusu askeri operasyonlarına ara vermeksizin,
Lazkiye kırsalı ve Cisr el Şugur’dan başlayarak, Hama kırsalındaki Sehel el Gab kasabasına doğru devam edeceği görülmektedir.
   İdlib'den gelen 200 Bini aşkın sivil mülteciler için Rusya'nın önerdiği düzenlemeler benimsenmiş görünse de, AB ve ABD’yi telaşlandıran bu göç dalgalarının kontrolden çıkması veya bilerek çıkarılması olabilir.

 ABD ile ortak Devriye turları zemini kayganlaştıra bilir. Bu bakımdan;  Güvenlik bölgesinin oluşturulması ve kontrol edilmesi önem taşımaktadır.

      Bekleyelim görelim.

      Sağlıklı yaşayın sağlıcakla kalın.
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca
Yakın
Yakın "Gazilerimiz Gururumuzdur"