Reklamı Geç
Advert
Advert

Ne yani başkaları yanlış düşünüyor diye, doğru düşünmekten vaz mı geçelim?

Doğru, iki nokta arasında ki düz çizgiden mi ibaret? Öyle ise, iki noktanın belirleyiciliği nedir?

Peki ya kimin doğrusu daha doğru? Tüm bunlar bir yana, İnsan psikolojisini etkileyen faktörlerin en başında doğruluğunu savunduğumuz yanlışlar gelmekte ve bununla beraber ısrarcı yanımız, bir bakıma doğruya inen bir perde olup karşımıza çıkmaktadır. Doğruyu arayıp bulduğumuz ve bulduğumuzu doğru sandığımız yanlışlar sarmalının içerisinde, yerimizi sağlamlaştırdığımızı fark etmiyoruz bile. Sadece ileride bir vakit, yanlışa maruz kalmak korkusu, yanlış olanın tanımını içimizde derinleştirip dışa vurmamıza neden oluyor. Kabul görmeyeceğini bile bile kısık sesle yanlış diyebiliyoruz, doğrudan bir adım geri durarak. Ne de olsa doğruyu bilsede yanlışın kendisine hürmet edenimiz çok. Örnek mi arıyoruz. Anlık derin bir nefes alın…

                Günlük yaşantıma yön veren ilişkilerimde doğruluktan ayrılmamayı kendime şiar edinmeme mütevellit, öğrendiğim acı tecrübeler ışığında diyebilirim ki, dile gelen her doğru iyi bir bitiş ile sonuçlanmıyor. Dile gelen her doğru diyorum çünkü doğrunun kendisinde bir sorun olmadığını iyi biliyorum. Sorun, onun dillendirilmesinde. Böyle olunca dile gelen her doğru, yanlışı yerinden edecek korkusuyla görmemezliğe, vurdumduymazlığa, birkaç kelimelik dedikoduya kurban ediliyor. Ayrıca ‘doğru’nun kimin ağzından çıktığı da önem arz ediyor ama o konuya şimdilik girmeyeceğim.

Peki şimdi size, cevap vermektense soru sormanın kolaycılığından kuvvetle, doğru olan iyi midir? diye sorsam, eminim çoğumuz her doğru her yerde söylenmez klişesinden öteye geçemeyeceğiz, iyi anılmak uğruna… Bu sefer de masanın öteki tarafından konuşalım. Söylediklerinden sorumlu olan, söyleyemediklerinden de sorumlu olmuyor mu? Alın size başka bir döngü. İnandığı şekilde yaşamayan, yaz(a)mayan, konuş(a)mayan elbette ki vardır. Lakin insan inanmadığı, yaşamadığı, söyleyemediği şeyi neden yazar ya da savunur ki? Doğru bu kadar göreceli bir kavram mı? İnsan, inandığı gibi yaşamalı. Şayet bunun doğruluğuna inanmışsa. Zaman zaman ‘bu doğru bir söylem değil’ ‘bu davranış doğru olmadı’ serzenişlerine şahitlik ederiz. Böyle bir durumda aklımıza ilk gelen, birinin doğrusu bir başkasının yanlışı mı? Yoksa yanlışı doğru kılmaya zorlayan sosyolojik etmenler mi mevcut diye düşünmeden de edemiyoruz. Öyle ki,  alkış almak gayesiyle ya da konumunu muhafaza etme çabasıyla, yanlışı doğru kabul etmek gibi çağın salgın hastalığı ile karşı karşıyayız. Üstelik bu hastalığın reva görmesi de bulaşıcılığını hızlandırmakta.  Şifası ise ‘doğru ve doğruyu’ teşhis.

Hülasa, başkalarının düşüncesi bir yana, siz doğru olandan vazgeçmeyin. Doğruyu aramaktan, özeleştiriden, sorgulamaktan ve muhakeme etmekten imtina etmeyin. Unutmayın, bir başkasının doğrusunu savunma sırası sizin için gelmişse, o sizinde doğrunuz olmuştur artık.

 Yanlışı görüp fark eden, doğru ve doğruyu yaşayanlardan olmanız dileği ile… 

Ne yani başkaları yanlış düşünüyor diye doğru düşünmekten vaz mı geçelim?
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Başkan Palabıyık’tan Çalışan Gazeteciler Günü yazısı
Başkan Palabıyık’tan Çalışan Gazeteciler Günü yazısı
Şehit Ailelerinden Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç'a Plaket
Şehit Ailelerinden Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç'a Plaket