Advert

ÜLKE İÇİN KANAL İSTANBUL'UN ACELESİ YOK

Bu içerik 25 kez okundu.

Ülkeleri tek başına bir partinin yönetmesi çok zor. Yaptığınız her iyi işte takdir edildiğiniz gibi yapılan en ufak bir hatada da sorumlu tutulmak ve eleştirilmek kaçınılmaz.

Bu yazımı yazarken hakkında  teknik olarak hiç bir bilgi sahibi olmadığım bir konudan bahsetmek istiyorum. Günlerdir kamuoyunu meşgul eden, bilenin de bilmeyenin de konuştuğu herkesin bir fikir ortaya attığı " Kanal İstanbul Projesi "

Sayın Cumhurbaşkanı'nın "Hayalim" dediği projeye muhalefet kanadı da  "İntihar" demesi kafaların karışmasına neden oluyor. Bir gerçek var ki, bu proje siyasi olarak malzeme haline getirilmemeli. Aksi takdirde ülkemizin Montrö Boğazlar Sözleşmesinde kazanmış olduğu hakların da tehlikeye giriyor olması konunun önemini iyice arttırıyor.

Kanalın teknik o kadar boyutları var ki deprem, ekonomik, çevre, adacıklar, jeopolitik bunların bir tanesini bile yok sayamaz hiç kimse.

Beni asıl endişelendiren konu bu yükün altından kalkamayıp yarı yolda kalmaktır. Sonuçta 75 milyar para harcayıp 10 yıl sonra bitirilecek bir projeden bahsediyoruz.

Nihayetinde böyle bir projeye başladığınız zaman bitirmek zorundasınız. Son zamanlarda hükümet, gündeme getirdiği konulardan o kadar fazla geri adım atmaya başladı ki, en son fabrika bacalarına filtre takılması konusunda yaşandı. Önce takılmasın sonra takılsın denildi. Yani bu proje tutarsızlık kaldırmaz. İmzalar atıldımı geri dönüş yok.

Daha önce AK Parti döneminde yaşanan olayları hatırlayalım.

1- Çözüm süreci : Herkesin bildiği gibi tamamen iyi niyetle başlamış bir hareketti. Ama terör örgütü PKK'nın ve emperyal dış güçlerin kışkıtmasıyla sekteye uğramış ve rafa kaldırılarak son bulmuştu. O dönemde terör örgütüne barış dalı uzatılmış fakat bu süreyi mühimmat ve yığınak yaparak değerlendirmişler ve binlerce asker ve polisimizi şehit etmişlerdi.

2- FETÖ :  Paralel devlet yapılanması yıllarca içimizde dolaşmış, devletin iliklerine kadar sızmıştı. Sözde Türkçe olimpiyatları yapıyor ve bayrağımızı dalgalandırdığı için gurur duyuyorduk. Taki 15 Temmuz hain darbe girişimine kalkışncaya kadar. Her istediği verilen FETÖ artık bizden ülkemizi istiyordu. Yani ülke olarak yine iyiliğimizin kurbanı olmuştuk.

3- Ergenekon Davası:  12 Haziran 2007'de İstanbul Ümraniye'deki bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başladı. 235 sanıklı davada mahkeme, "Ergenekon örgütünü kurma", "yönetme" suçundan tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Yıllar sonra anlaşıldı ki, Ergenekon da bir kumpastı. Yine FETÖ'nün bir ayağıydı. Ve yine kandırılan devletimiz olmuştu.

4- Esed ve Suriye:  Dostane ilişkiler yaşadığımız Suriye ile Esed rejiminin halkına zulm etmesi, sivil halkı hedef alması, çoluk çocuk demeden öldürmesi Suriye ile olan bütün iyi ilişkilerimizin bozulmasına neden oldu. Suriye ile her şey çok iyi giderken o da bizi arkamızdan bıçakladı.

Yukarıda tüm bu saydıklarım iktidar partisi döneminde yaşandı. Hükümetin karnesi bu yönde zayıf. Bizi kandırdılar demekle bu iş olmuyor.

Kanal İstanbul Projesi ülke olarak kazandığımız bazı hakları başka devletlere verecekse, Montrö sözleşmesinde kazanan ve denetleme gücü elinde bulunduran ülke konumundayken boğazları başka bir devlete kaptırmak hiç de akıllıca bir şey değil. Şahsi hayalleri bir yana bırakıp, daha akıllı düşünmemiz lazım.

Ekonomik krizin zirve yaptığı bu dönemde yaklaşık 75 milyara mal olacağı söylenen kanal İstanbul projesi, ülkemizin birinci önceliği olmamalı. Daha sağlam zemine oturan bir ekonomi ve halkın daha rahat ve huzur içinde olacağı bir ülke hayal edilmeli ilk etapta. Sağlam bir ekonomik zeminin oluşması halinde daha nice projeler hayata geçirilebilir.

Saygılar..

ÜLKE İÇİN KANAL İSTANBUL'UN ACELESİ YOK
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Başkan Palabıyık’tan Çalışan Gazeteciler Günü yazısı
Başkan Palabıyık’tan Çalışan Gazeteciler Günü yazısı
Şehit Ailelerinden Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç'a Plaket
Şehit Ailelerinden Salihli Ziraat Odası Başkanı Cem Yalvaç'a Plaket