Advert

Bu içerik 89 kez okundu.

A) Ekrem İmamoğlu açısından
A1) Ekrem İmamoğlu’nun artık tartışılır bir “topal ördek” olmayıp (%1 civarı bir fark olsaydı yine öyle değerlendirilecekti) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda ve Belediye Meclis’inde daha güçlü yönetim sergileyecektir. Kendisine muhalefet, eskisi gibi sert yapılamayacaktır.
A2) Ekrem İmamoğlu %54 gibi Tayyip Erdoğan’dan da daha yüksek bir oy olarak ve seçim süreçlerini iyi idare etmesi ve halkın her kesimi ile iyi diyalog kurabilmesiyle artık bir lider adayıdır. Lider olup olamayacağını zaman gösterecektir. Büyük hatalar yapmayıp, başarılı ve halka temas eden politikalarını devam ederse liderdir ve sadece İstanbul’u değil Türkiye’yi yönetmeye talip olacaktır.
A3) İstanbul Belediyesi, sadece kendi bütçesi ve personelinden ibaret değildir. Türkiye ekonomisinin aktörlerinin yaşadığı yerdir. Bu aktörlerin kendi faaliyetleri için belediye başkanı ve bürokrasisi ile temasları kaçınılmazdır (zaten istanbul seçimlerini önemli kılan husus budur. İstanbul’u yönetenin, istanbullu işadamlarını dolayısıyla Türk ekonomisini az çok kontrol edebilme imkanının olması burayı önemli kılmaktadır). Bu temaslar iyi sağlanabilirse, Ekrem İmamoğlu yeni bir sinerji ve ekonomi dünyasından kendisine destek yaratabilir.
B) Muhalefet açısından
B1) Moral, sinerji ve kendilerine ve sevenlerine yeni alanlar, imkanlar kazanmış oldular.
B2) Siyasi arenada da muhalefetin eli güçlenmiş olup hükümeti yıpratmak amacıyla Sayın Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulama ve erken seçime zorlama politikası güdebilirler. Zira Sayın Erdoğan bu seçimi “yeniden seçim olursa kazanırız” diyerek kendi de açık açık istemişti. Kamuoyunun önemli bir kısmı bu seçimi “İmamoğlu-Erdoğan seçimi” olarak görüyordu.
C) MHP açısından
C1) Bundan sonraki tavrı, sıkı sıkıya takip edilecek partidir. Özellikle muhalefet, erken seçim diye bastırır ve ekonomik kriz daha da derinleşirse Devlet Bahçeli 2001’deki gibi veya son referandum ile erken seçim gibi “bu tartışmaları halk bitirsin” diye erken seçimi o da talep edebilir.
C2) Öcalan’ların devlet ekranlarında yer bulmasına stratejik olarak sessiz kaldılarsa da tabanın buna sessiz kalmadığı ve bu hususun MHP yönetimini zorlayacağı kuvvetle muhtemeldir. Bu zorlamanın tesiri ile Akparti’nin politikalarını yakinen ve daha dikkatli takip edecek, ittifakın devamını, ona göre değerlendirecektir. 
C3) Yukarıdaki iki madde (C1 ve C2) sebebiyle MHP-Akparti ittifakının devamında MHP’nin eli daha güçlenmiştir.
D) Yeni Parti Kurmak İsteyenler Açısından
D1) Akparti dünkü seçimde ortalama %5 oy kaybetti. 31 Mart’da da kaybı söz konusuydu. Dolayısıyla % 5’lik bir oy potansiyeli ortaya çıkmış ve bu sebeple parti kurma hevesleri perçinlenmiş oldu.
D2) Parti kuracağı söyleyenler, aslında Akparti’ye gönülden bağlı, geçmişte uzun yıllar aktif siyaset yapmış kişiler. Yeni bir parti gibi belirsiz bir maceraya atılmak yerine ilk başta Sayın Erdoğan ile pazarlık yapmak isteyeceklerdir. “Yanındakileri bırak bizleri yanına al ve eski şaşalı günlerimize yeniden dönelim” mesajını ileteceklerdir. Seçim sonrası çıkan yeni parti haberleri ve Sayın Selçuk Özdağ’ın twitleri pazarlıkta ön alma ve mesaj verme çabasıdır. Bu mesajlar, Sayın Erdoğan cephesinde karşılık bulursa yeni bir parti kurulmaz.
E) Vee AKPARTİ açısından
E1) Sayıları çok olmasa da bir kısım Akpartili Sayın Erdoğan’ın politikasını sorgulayacaktır.
E2) Yine sayıları çok olmasa da bir kısım üye ve beklentileri karşılanmamış milletvekili başka mecralara kaçma hayali ve çabası içine girebilecektir.
E3) Bu seçimde öne çıkan figürler kesinlikle ve yüksek sesle sorgulanacak, bir kısmının istifası istenecektir. 
E4) Seçim ciddi bir farkla kaybedildiği ve bu kayıp uzun süredir devam ettiği için Akparti ülke geneli ve dış politikalarında, ayrıca parti içi dengelerin muhasebesi yeniden yapılacak, Akparti önce iç muhasebeye gidecektir. Bu muhasebe neticesinde yola ne şekilde devam edileceği, bu yola kimlerle devam edileceği, bu yolda beraber yürümek için kimlerin davet edileceği, kimlerin geride bırakılacağı karar verilecektir. Bu muhasebe sonucunda; 
- Ya Akparti, “durmak yok, yola devam” diyerek mevcut aktörlerle devam edecek, hatta nasılsa seçimsiz 4 yılın rahatlığıyla daha da sertleşecektir
- Ya da “bu böyle gitmez” diyecek ekonomik krizin ve siyasi gerginliğin yeni parti ve ittifaklara ve sonrasında da erken seçime sebep olmaması için etrafını toplamaya, beraberlikleri arttırmayı yeğleyecektir. İşte burada da pazarlıklar işleyecek, partiden kopanlarlarla müzakere ve görüşmeler yapılıp onların partiye dönmesi sağlanmaya çalışılacaktır. Bunun sonucunda da dış politikada kısmi yumuşak tavır, ülke genelinde de kapsayıcı bir politika tercihi yapılabilir.
SONUÇ OLARAK: Ak parti hâlâ siyasetin merkezinde ve siyaseti kendi adımlarıyla şekillendirme imkanına sahiptir. Muhalefet de Ak parti’den kopanlar da Ak parti’nin bundan sonraki adımlarına göre kendilerini şekillendirecektir. Bundan sonrasını bekleyip göreceğiz. Ama şurası unutulmamıdır ki uzun yıllardan beri açılan her cephe o an için bir zafer kazandırsada cephenin doğal sonucu olarak asker (üye, oy veren kitle) ve güç kaybettirmiştir. Büyük savaşlar içinde olanların küçük savaşlarla asker ve güç harcayacak lüksü yoktur. KHK yoluyla başta olmak üzere uzun zamandır her geçen zaman arttırarak dışladığı kesimler aslında kendi seçmeniydi. Bu kişiler tek de değildi, aile ve akrabalarıyla ciddi bir yekun teşkil ediyordu. Dostlar küstürülerek düşmanla savaşılabilir mi takdir kamuoyunundur..

Saygılarımla.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Yılmaz Karaca
Yakın
Yakın "Gazilerimiz Gururumuzdur"